Değerli meslektaşlarım,
Ulusal ölçekte çok önemli bir sorunumuz var. Bu sorun artık yalnızca ekonomik değil, mesleki itibarımızı da zedeleyen bir mücadele biçimine dönüşmüş durumda. İçimizden biri yanlış bir çalışma yaptığında onu uyarmak, doğrusunu göstermek yerine; “Ben daha kötüsünü yaparım.” anlayışıyla hareket etmeye başladık.
Bunu birkaç örnekle açıklamak isterim.
İstanbul Kadıköy’de bir meslektaşımız vitrininin camına “İthal cam ve çerçeve farksız.” şeklinde bir yazı yazıyor. Yanındaki komşusu ise “Bu yanlış, yapma.” demek yerine; “Doktor muayenesi, ithal çerçeve ve ithal cam farksız.” yazısını ekliyor. Ardından bazı dernekler bu örnekleri ilgili kurumlara taşıyarak;
“Bakın, gözlükçüler yüksek kazanç uğruna yönlendirme yapıyor, kurumlarla anlaşmalar kuruyor, simsar kullanıyor.” diyerek konuyu farklı bir noktaya çekiyor.
Tam da o dönemlerde kurum ödemeleri düştü, SGK sözleşme şartları ağırlaştırıldı. Hatta Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan bir bilgilendirme toplantısında,
“Sözleşme hükümleri neden bu kadar ağırlaştırıldı?” sorusuna kurum temsilcilerinden biri;
“Sizin ahlakınızı düzeltmek için.” cevabını vermişti.
Bu söz büyük tepki çekmiş, ben ve birçok meslektaşım salonu terk etmiştik.
Yine aynı dönemlerde bir cam firması, progressive camlarda yüzde ellinin üzerinde indirim yaptığını söyledi. Sebebini sorduğumda, hammadde tedarikçisini değiştirdikleri için ellerindeki stokları eritmek istediklerini anlattılar. Ben de kendilerine;
“Keşke bunu yapmasaydınız. Çünkü bugün düşürdüğünüz fiyat, yarın tüm sektörün standardı hâline gelir.” demiştim.
Maalesef sonuç tam da öyle oldu. Ardından başka firmalar da insan boyutunda karton reklam panolarıyla indirim yarışına girdi.
Bugün artık birçok ülkenin yıllar önce yaşadığı sorunları bizler yeni yeni yaşamaya başladık.
Bu saldırıdan kurtulmanın yolu birlik olmaktan geçiyor. Eğitimli, bilinçli ve donanımlı olmak zorundayız. Bizleri yanlış yönlendirenlerin reklam, kampanya, açılış-kapanış oyunlarıyla onlarla rekabet edemeyiz. Çünkü onların sahip olduğu ekonomik güce sahip değiliz.
Ayrıca kurumlarla yaptıkları anlaşmalar ve yönlendirme sistemleriyle mücadele edecek maddi gücümüz de yok. Bizleri “kanunların arkasına saklanmakla” suçlayanlara ise Yunanistan örneğini göstermeliyiz. Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen mesleği koruyan yeterli yasal düzenlemelere sahiptirler.
Artık yalnızca geleneksel müesseseler değil, bizim oluşturduğumuz gruplar da tehlikenin farkına varmalıdır. Ucuz mağaza konseptiyle ulaşabilecekleri noktaya geldiler. Şimdi ise AVM’lerde kendilerinden başka kimsenin yaşamasını istemedikleri yeni projeleri, Avrupa’dan sonra Türkiye’de de hayata geçirmek için altyapı çalışmalarına başladılar. Optometriyi getiremeyeceklerini bildikleri için özel hastane yapılanmaları üzerinde çalışıyorlar.
En büyük kaybı yine bizim gruplarımız yaşayacaktır. Belki de bir gün Rekabet Kurulu engelini aşacak bir yöntem bulduklarında mağazalarını satıp çekileceklerdir.
Özellikle yönetici konumunda olan hiç kimsenin bu gerçekleri görmezden gelme lüksü yoktur. Çünkü biz onları yok saymıyoruz; onlar bizi yok sayıyor. Görüşmek için Birlik binasına gelmiyorlar, uzlaşmacı bir yaklaşım sergilemiyorlar. Çünkü onların belirlenmiş direktifleri var.
İşte tam da bu yüzden Birliğimiz çok önemli bir sığınaktır.
Çünkü Birlik; meslek içi eğitimlerle gelişimimize destek veren, kooperatifleşme ve alım birlikleri konusunda sosyal ve hukuki destek sağlayan, kamu ve özel kurumlarda temsil gücüne sahip olan bir yapıdır.
Belki doğrudan kasamıza para koyamaz…
Ama hem toplum sağlığını koruyacak hem de meslektaşının kazanmasını sağlayacak gücün adı Birliktir.
Gözlükçü
Turgut Çakar
