Olağanüstü genel kurullar sürecine girdik ve seçimler neredeyse tamamlanmak üzere. Birlik çalışmaları gündeme geldiğinden bu yana bazı kişi ve kurumların uykuları kaçmış, artık saldırgan bir tutum sergilemeye başlamışlardır. Ancak yaptıkları tüm karalama çalışmaları sonuçsuz kalınca, süreci yalnızca taciz boyutuna taşımışlardır.
Daha önce yöneticilerin para ve makam hırsı için bu çalışmaların yapıldığı iddialarıyla gerçek amaçlarını gizlemeye çalışan bu kişi ve kurumlar, bu söylemin artık sürdürülebilir olmadığını görmüşlerdir. Akıl almaz girişimlerle meslektaşlarımız arasında Birliği itibarsızlaştırma çabalarını sürdürmektedirler. Ancak sizleri benzer söylemlerle oyalarken şu girişimlerde bulunmuşlardır:
- Danıştay 8. Dairesinde 3 dava
- Ankara 8. Dairesinde dava
- Ankara 16. Dairesinde dava
- Ankara 6. Dairesinde 2 dava
- Ankara 17. Dairesinde dava
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde başvuru
Başta olmak üzere toplam 9 büyük dava açmışlardır. Ayrıca bu davalar sonucunda Anayasa Mahkemesi süreci de devam etmektedir.
2025 yılında kanun Meclis’ten çıktıktan sonra da boş durmamışlar; duyduğum kadarıyla denetleme ve protokol düzenleme yetkisi bulunan maddeler için de “istemeyiz” diyerek yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuşlardır.
Protokol maddesinin iptalini istemelerini anlayabiliyorum; zira tüm sigorta şirketleriyle kendileri protokol imzalayıp geleneksel millî müesseselerin sözleşme yapmalarını engellemişlerdir. Bizlerin yeniden sözleşme yapabilmesini sağlayacak bir gücü karşılarında istememektedirler.
Ancak denetimden neden korktuklarını anlamak mümkün değildir. Kanunlara uygun çalışan hiç kimse denetimden korkmaz.
Bu başvurulara rağmen Oda yöneticilerimiz, yıllardır sürdürmek zorunda oldukları görevlerine devam edebilmek ve güvenoyu almak amacıyla olağanüstü genel kurullar yapma kararı almışlardır.
Bu kişiler ayrıca:
- Bursa 1. Dairesinde
- İstanbul 4. Dairesinde
yeni davalar açmışlardır. Yüce Mahkeme “taraf değilsiniz” gerekçesiyle bu başvuruları reddedince, şubelerinin mesul müdürlerine yeni davalar açtırmışlardır.
Evet değerli meslektaşlarım, kanun ve yönetmeliklere uyarak çalışmak istemeyenler bizleri yok etmek istemektedir. Tıpkı Avrupa’daki birçok ülkede olduğu gibi fiilî (defacto) bir durum yaratarak kârlarına kâr katmak isteyenlerin verdiği bu mücadeleye ne yazık ki bizden bazı kişiler de kişisel hırsları uğruna destek vermektedir.
Bizler ticaret yapıyoruz ama tüccar değiliz. Bizler sağlıkçıyız ve bu bilinçle hareket ediyoruz. Kalitesiz ve sağlıksız ürünler satamayız. Yaşlı ve zarar görebilecek insanlara, kullanamayacakları yüksek maliyetli ürünleri sırf patron daha çok kazansın ya da biz daha yüksek prim alalım diye öneremeyiz. Sattığımız ürünün arkasında durmak zorundayız. Reklamlarla insanları kandırıp ürünü sattıktan sonra “git başının çaresine bak” diyemeyiz. Çünkü biz insanız ve bu ulusun birer bireyiyiz. En önemlisi, müşterilerimiz her gün önümüzden geçer ve yüzümüze bakar.
Gözlükçü Turgut ÇAKAR
